17 Eylül 2010 Cuma

Gelmiyor!

...
Dilim damağım kupkuruydu. Çünkü heyecanlıydım. Heyecanlı şekilde kışı bekliyordum.
Kalkıp soğuk bir su içtim, su kıştan da soğuk.
Su, çok soğuk ve dilimin ucunu acıtıyor. Acıyınca ısırıyorum, ısırınca kanıyor.
Dilimin ucu ısırılmaktan kanar hale gelmiş artık.
Su bardağını yerine bırakıp pencereyi aralıyorum.
Gökyüzüne bakıyorum, lacivert. Bulutlar sa belli ki kötü bir renkte.
Bu kötü bir şeyin habercisi olabilir miydi?
Küçük odama gidiyorum. Dilimin acısını ne unutabiliyorum; ne de dindirebiliyorum.
Su soğuk, ama biraz daha su içmek için yine gidiyorum.
Bu sefer o kadar soğuk gelmiyor. Ama dilim kaşınıyor. Isırıyorum, yine kanıyor..
Ama bir gariplik var gibi. 5. bardak suyumu içmiştim.
Oysa ki su içmezdim o kadar.
5 bardak su neden mi içildi? Dilim ve damağım kupkuruydu ve heyecanlı bir şekilde kışı bekliyordum..
Dışarıya tekrar baktım. Ya Dejavu yaşıyorum, ya da rutin bir olay bu.
Yani dışarıya bakmam. Bulutlar dağılmaya başlamışlar. Paramparça olmuşlar. Bir süre sonra bulutlar kararıyor ve fırtına kopuyor. Camı kapatıyorum ve bekliyorum.
Bekliyorum bekliyorum ve yine bekliyorum..
Ama gelmiyor!
Gelmediğini düşününce dilim damağım yine kuruyor.
6. bardağımı içiyorum.
Yine bakıyorum, ve sanırım beklediğim şey olmaya başlıyor..
Evet..
Bulutlar beyazlaşmıştı, ve kar geliyordu.
Geliyordu! GELİYORDU!
Sanki geleceğini söylemişti bana. Zaten ben biliyordum, geliyordu!
Ama fazla soğuk, titriyorum.
Sonra da terliyorum, alnımdan damla damla inen terler gözüme çarpıyor.
Bir an bir gariplik oluyor, battaniyemin altında buluyorum kendimi.
Pencereden bakıyorum, soğuk, ama bulutsuz, pürüzsüz bir hava var.
Sanırım rüya görüyordum.
Terlediğimi ve titrediğimi hissediyorum.
7. bardağımı içiyorum. Gerçek olanı.
Bir anda hava soğuyor ve bakıyorum pencereden dışarı.
Ve o geliyordu.. Bana doğru..

12 Eylül 2010 Pazar

Huysuzluk

Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamış..
Camdan dışarı bakıyorum, yağmur yağıyor..
Güneş açmamasını diliyorum..
Hem de hiç.
Ömür boyu yağmurlu bir yaşam geçirmek istiyorum.
Her gün göz kapaklarım ağırlaşsın;
Her gün böyle şaşakalayım diye..
Ama bir yandan yağmuru sevmiyorum.
Islanmak, terden beter geliyor.
Kar yağsın istiyorum.
Kış gelsin, geceler uzun olsun..
Kışı seviyorum.. Kendimden çok, kışı..
Göz kapaklarım ağırlaşıyor..
Camdan dışarı bakıyorum, yağmur yağıyor..
"Kar yağsın" istiyorum..
Güneşin hiç açmamasını diliyorum..
Hep karanlık, sadece kış ve ben..
Sadece soğuk, garip bir his..
Sadece kış ve ben..
Sadece..

11 Eylül 2010 Cumartesi

Küçüklük

Küçük olmayı hiçbirimiz istemedik sanırım.
"Büyüyelim, iri birer insan olalım; eziliyoruz" gibisinde.
İşte sahiden de küçüklük düşüncesi imiş.
Şimdi ise küçüklüğümü, sabırsızlığımı, heyecanımı ve daha fazla olan yaşama sevincimi özlüyorum.
Bazen ise ciddi anlamda küçülmek istiyorum.
Yolda giderken, şu gözümü hipnotize eden, renkli, yuvarlak şekerleri görünce içim acıyor.
Onlardan istiyorum. Ama artık büyümüşüm.
Abest durur elimde artık.
Onu gördüğüm anda gözümün altı acıyor, burnumun içi gıdıklanıyor, bir damla yaş süzülüyor gözümden.
Küçüklüğümün değerini hiç bilmemişim meğerse. Sanırım.
Anılar geliyor aklıma, alınan oyuncağı beğenmeyip çöpe atmam, aksi davranış ve tavırlarım, çoğu şeyi kırmam, bozmam, ukalalığım, ısrarcılığım, alınan elma şekerlerini, turtaları yememem, beğenmediğimi dile getirmem..
Düşününce ciddi anlamda fena oluyorum.
Şimdiyse bu yazıyı yazıyorum.. Gözümün altı acıyor, burnumun içi gıdıklanıyor..

Yalnız Şarap

Aaaah ah..
Evimin bir klasiğisin sen; yalnız şarap.
Benden beyaz tenin var zaten. Güzelliksin sen. 4 yıldır nasıl dayandın şarap? 4 yıldır durmaktan sıkılmadın mı?
Koskoca 4 yıl. Eğitim sürem kadar, şarap!
Hem de durduğun yer, metalden bir şarap tezgahı, şarap!
Yazık sana, acıyorum.
4 yıldır güzelliğini kaybetmemişsin ama, için öyle söylemiyor şarap.
Pırıl pırılsın, ama artık bitsem de gitsem diyorsun.
Evet şarap evet, dışarı çıkacaksın. Ama Noel'de.
Sen yalnızsın şarap. O nedenle adın Yalnız Şarap işte, değişmeyecek, hep aynı kalacaksın.
Yıllanmaktan sıkılmadın mı?
Hep aynı soğuk, metal tezgahta beklemekten?
Artık çıkmanın zamanı gelmedi mi şarap?
Ne kafa sallayabiliyor, ne ellerini oynatabiliyorsun. Kimse göremiyor ama ben görebiliyorum onu. Ellerini yani.
Tezgaha bağlanmış, sıkılmış; ancak oradan ayrılmak istemeyen eller..
Sanki beni andırıyorsun şarap.
Beyaz tenin, umursamaz tavırların, bir şeyler çabalıyorsun; ama göremiyorlar..
Cidden sanırım benle aynısın şarap.
Sanırım ben de senin etten ve kemikten halinim. Et ve kemik sadece. Belki biraz deri, ve bir kaç tutam tüy, saç..
Ama 4 yıla ben dayanamam şarap. Sen nasıl başardın bunu?
İşte bu da sana özgü bir şey. Şarapsın sen. Yıllandıkça güzelleşiyorsun.
Ben artık yaşlandım şarap.
15 yılım geçti.
Ama senden daha dayanıklıyım yaşama konusunda.
Sen Noel'de öleceksin, bense 16. yılıma gireceğim.
Aramızdaki farksa bu..

Yaşam ve Sanal

Selam, yine ben.

Başlıktan da yazının içeriğinin ne olduğunu basitçe kavrayabilirsiniz sanırım.
Yaşamaktan zevk almadığımı, sanal ortamda hayat bulduğumu söyleyemem. Yaşamayı seviyorum. Ama sanal, benim kurtuluşum. Benim ilacım.
Bilmiyorum, ama gerçek hayatta benim gibi, en azından benim gibi düşünen insanlar az. Ya da burada değil.
Sanal ortam o nedenle benim gizli kapım. Adımımı atınca kurtuluyorum.
Bilgisayar başından kalkmamayı düşünmedim değil. Ama olmuyor. Neymiş efendim; sosyalleşmek lazım mış.
Sanal ortamdayım salak! Zaten sosyalleşmişim. Farklı bir dünya, farklı bir evren var artık.
Sanal bana göre mükemmeliyettir. Yegane kaçış yoludur.
En azından bir Nerd olarak bunu düşünüyorum. Sosyalliğin de mükemmellik olduğuna asla inanmıyorum, inanmayacağım da.
Mükemmellik, sanaldır. Sanal ise kaçış yoludur.
Sosyallik; Sonbahar ya da Yaz'dır.
Sanallık ise kış.
Ve kışı seviyorum.

10 Eylül 2010 Cuma

Bayram. (!)

Selam.
Yine ben.
Bugün içine ettiğimin bayramının 2. günü.
Yine iğrenç bir gün.
Yemin ederim ki para olayı olmasa gıdım adımımı atmam. Ne işim var Bakırköy'de durup dururken yoksa?!
Bilmiyorum, ama yine tiksinç bir gün olacak sanırım.
Vıcık vıcık, canım-cicimli, metrobüslü, otobüste uyuya kalmalı, lokum içerikli, el öpmeli, oradan oraya gitmeli berbat bir gün.
Iyy.
-Alastor Buswick.

9 Eylül 2010 Perşembe

Selam.

Selam dostlar.
Ben Alastor Buswick, ve bir nerd'üm.
(Alkol toplantılarını andırırcasına.)
A Nerd's Chronicles nedir merak ediyorsunuzdur.
İsimden de azcık belli olduğu üzere, bu benim bir çeşit günlüğümdür.
Günlüğüm derken, salt günlük değil. Çizdiğim-yazdığım şeyleri falan da buraya atacağım, müzik felan da paylaşırım sanırım.
Gündelik yazılar felan paylaşmayı planlıyorum, neden onu da bilmiyorum; ama hayatımı anlatmayı seviyorum!
Sizleri de.
-Alastor Buswick.